Can Yücel - Cihan Ceylan

Gün içinde yaptıklarımı, aşk meşk arkadaşlık aile hayatımın detaylarını paylaştığım kişi sayısı son bir kaç ayda dibe vurunca rahatladım. Yalan söylemem gereken kimse kalmadı gibi bir şey. Yok yok bildiğin, kalmadı. Çünkü kimseye bilgi vermiyorum artık, haftada kaç saat çalıştığım, kimlerle görüşüp, kimlerle görüşmediğim, günde kaç saat uyuduğum ve genellikle yumurtayı hangi kıvamda yediğimle ilgili. Nereye gittiğimi söylemiyorum artık kimseye. Dışarı çıkıyorum diyorum. Ne yaptığımı söylemiyorum. İşim var diyorum. Bana gelmek isteyene bahane üretmeye çalışmıyorum. Müsait değilim diyorum. Öyle silikleştim, soluklaştım ki, millet de bıktı, artık kimse benimle görüşmek için ya da hayatımdaki gelişmeleri öğrenmek için bir çaba sarf etmez oldu. İçime kapanmadım, kalabalığa kapandım. Geçen gün, arkadaşımla Yaşar konserine gittik. Konserin yapıldığı cafe, evime 5 dakika mesafede. Yaşar da sevdiğim bir sanatçı hani. ''Evlenirsin, çocuğun olur, beni koyup gitme ne olursun'' dediğinde bir Yıldız Tilbe tadı verir. Önden yer kapmak için bilette 9'da yazan konsere, 8'de giderdim önceleyin. 10'a kadar dizi izledim. 10'da çıktım, arkadaşımı aldım. Ve Yaşar bilmem kaçıncı şarkısını söylerken içeri girdik. Kalabalığı yarıp öne geçmek adetimdi. Malum, 23 kilo ve 1 metre olunca. Bunu Adana-Mersin treninde de hep yapardım öğrenciyken. Sahneye en uzak, parfüm kokularından ve straples elbiselerden fırlayan Yaşar şarkılarına ahenkle eşlik eden memelerden, ombrelerden, röflelerden, kadınlardan daha kırıtkan erkeklerden en arınmış, köşede bir yere dikildik. Bir kaç şarkı dinledik. İkimiz de kendi o şarkıyı ilk dinlediğimiz yer ve zamanlardaki anılarımıza gömüldük. İçecek bir şey almadık. Zaten alkollü içki tüketmiyoruz. Yaşar'ın lise günlerime ve ilk platonik aşkıma götüren şarkıları zaten beynimi uyuşturdu. O an, ne bir türlü 150 liranın altına düşmeyen elektrik faturası, ne alt katımda sürekli çocuklarına bağıran sinir hastası kadın, ne benim bencillik hastalığına tutulduğum için hastaneye kapatılmam gerektiğini düşünen insanlar, ne okuldaki paragöz zevzekler, ne herkesin hayatında olup biten ve bana hiç uğramayan gelişmeler, ne indirime girmesi gerekirken zamlanan sevdiğim koltuk... O an ilk aşkım Mesut için, Trabzon'da yeni yağmış bembeyaz karlara koştuğum ve bir dal parçasıyla yere kocaman harflerle ''Aldanırım'' yazdığım gündeyim. Öyle aldanmışım ki, Allah be! Yok şimdilerde öyle aldanmalar. Dudağın sağ köşesinden yayılan bir minik tebessüm için ertesi günü iple çekmeler. O tebessümü göremeyince, bir daha ne zaman görebileceğinin ihtimalini hesaplamalar. Şimdi varsa yoksa, Seni Seveni Sen De Sev, dağlarda çoban olsa, Mısır'da sultan olsa Mevlana öğretileri. Daha az üzülmek için bugün ne yapsam planları.. Dün mesela daha az üzülmek için, Foursquare'i bir daha açmamaya karar verdim. Bugün daha az üzülmek için, kapıyı açmayacağım. Yaşar, konsere ara verince, biz de kalktık eve gittik. O arada, konsere gelenlerin dedikodusunu yapmak, Yaşar'ın ne çok yaşlandığı hakkında tartışmak gerekirdi. Tuvalete gidip, makyaj tazelemek... Dedikoduyu bıraktım, makyajı bıraktım. Sigara molası verelim desek, sigara zaten içmiyoruz. O halde yapılacak tek şey, çişini yapıp yatmaktır. Öyle yaptık. 

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.

Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Yorumlar

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllardır yalnız yaşamaya öyle alıştım ki, bana bekar evimi açık tutturacak zenginlikte biriyle evlenmeliyim ki, sıkıldıkça buraya kaçayım :D
      Aaaa dur bakayım zengin koca adayları kapıda bekliyor mu?
      Beklemiyorlarmış :(

      Sil
  2. Ben de her bahar gitmek isterim :) tam bunu düşünürken lan iki çocuk, koca, anne baba, iş güç nereye diyorum. Sonra sabah, beni çileden çıkarsa da yapmamalıydım, bağırarak yanağını sıkıp kreşe gönderdiğim oğlum geliyor. Salağım ben..
    Neyse .. Kavafis in kent şiiri var. Oku bir..

    YanıtlaSil
  3. Ben de her bahar gitmek isterim :) tam bunu düşünürken lan iki çocuk, koca, anne baba, iş güç nereye diyorum. Sonra sabah, beni çileden çıkarsa da yapmamalıydım, bağırarak yanağını sıkıp kreşe gönderdiğim oğlum geliyor. Salağım ben..
    Neyse .. Kavafis in kent şiiri var. Oku bir..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Alkışlayan eller dert görmesin

Bu blogdaki popüler yayınlar

İrem Çağıl

Entel Görünümlü Zengin Koca Avcısı