Fırında Kuzu Kol Tarifi Değil

Telefon ve kapı zili kullanmadığım için evime gelemeyen fırınımı, dün gidip kargo şubesinden aldım. Öğrencilik yıllarımdan kalma Arçelik çirkin mi çirkin fırınım, aşırı ısıdan düğmeleri patlayıp, çirkinliğiyle kendine Residence'ta artık yer bulamayınca, iki sene önce depoya indirmiştim. Depoya indirdiklerimle bir ev daha kurulur. Adana'da yaşayanlara duyurayım. Ben şu an zengin olduğum için, yeni eşya aldıkça eskilerini depoya koyuyorum da, bekar çalışan ya da öğrenciysen sıfırdan ev kurmanın nasıl bombok bir durum olduğunu hatırlıyorum. Hatırladım hatta şu an. Gözümün önüne bir sis perdesi geldi. Yürü git pis sis perdesi. Gözümde lens var. Sabah yataktan fırlar fırlamaz takıyorum ya. O sis perdesini uyanmam ile tuvalete gitmem arasındaki boşlukta görmeyeyim diye, uyur uyanık gidiyorum banyoya doğru. Bir de ''karanlık sisli bir izmit gecesi tripteyim yine elimde resmi'' var geçen yaza ait favori şarkım. Ve bunun konumuzla ilgisi tabi ki yok. 

Arçelik uyduruktan teyyare selam söyle o yare fırını evden attıktan sonra, inadımla fırın almamıştım. Zengin koca bulacağım da, yok Big Chill aldıracağım da. 
Bu resim, hala bilmeyen cahillere ve fakirlere gelsin. Bu konular ilgimi çekmiyor da ondan bilmiyorum diyenler de, beni değil, kendileri gibi entelektüel insanları okusunlar.

Tribimi de attığıma göre zengin kocama dönebiliriz. Ay iyelik eki de kullandığıma göre, eli kulağında, geliyor. 

Ha, bir de gerçekler var tabi. Fakir bir koca adayımın bile olmaması mesela. 

Derken, tavşanın da dağın da bihaber olduğu fırın grevimi sonlandırmaya karar verdim. Kalktım, İstanbul Bilişim'den Ferre diye bir marka (Daha önce hiç duymadım ama camı çıkarıp yıkanabiliyormuş. Bu benim tek kriterim) midi fırın aldım. İnternet alışverişi deyince hala telefon sipariş edince hıyar gelmesi canlanıyorsa gözünüzde, İstanbul Bilişim'i size elektronik alışverişleriniz için tavsiye ederim. Bunun yanında N11, Hepsiburada ve Gittigidiyor'u çok çok tavsiye ederim. Ürün eline geçmedi mi? Ya da aldın ve beğenmedin mi? Satıcıya paranın aktarılmasına engel olabilirsin. Site, paranı iade eder. Dolayısıyla kimse sana hıyar falan gönderemez arkadaş.

Şu lafları inanılmaz gereksiz uzatmam yüzünden mi arkadaşsız kaldım acaba?

Buna sakın cevap vermeyin. Sesli düşündüm.

Yemek yapmaktan ölesiye soğumuştum. Canım çok güzel şeyler istiyor ama kendin yap kendin ye, kimse eline sağlık demesin falan, bunlar hoş değil. Orhan Veli'nin ''Bilmezler yalnız yaşamayanlar'' şiiri gelsin size. 

Fırın alınca bir gaza geldim. Dün şubeden alıp eve getirdim. Yerini ayarladım, temizledim. Koştum Migros'tan neydi o, şey aldım. Hıhh. Kuzu kol. Çünkü oruçken Youtube'da kendiliğinden yemek videolarına elim giderken İdil Tatari diye bir kadın keşfetmiştim. Kadının kendisinin aşırı güzel, dilinin de aşırı tatlı oluşundan, yemekleriyle bağ kurdum. Fırın alır almaz şu kuzu kolu yapayım dedim. Bak hele Migros'tu, Arçelik'ti, bayaa bir ürün yerleştirme yapmışım haaa. 

Kasaptan et, manavdan sebze alan insanlara hayranım. Ben hepsini marketten alır, çıkarım. Hani böyle kasaba gidiyorlar. ''Aabi bana kuzunun sağ kolunu ver, bugün kestiğinden olsun, yok o değil bu, şu yağlarını da alıver, kemiğini sıyır ayrı poşete koy, haşlar suyuna çorba yaparım'' diye böyle kasaba yürüyorlar ya, o özgüven bende yok. 

Migros'a gidiyorum. ''Merhaba beyefendi. 250 gram kuzu kıyma alabilir miyim lütfen?'' Hani neredeyse lütfeni atıp, please diyeceğim. Hep bir leydi havaları. Arkadaşımın dediğine göre, ingilizceci olmamdan kaynaklanıyor bütün bunlar. Çünkü anam beni Şanzelize'de doğurmuş. Champs Elysees. Yazmasını da öğrendim hem. 

İdil Tatari'den hoşlanıyor olabilir miyim?

Hayatımda biberiye diye bir şey görmedim. Sadece tariflerden falan kelimeyi okumuşluğum var. Kurusu da olur dedi videoda ama o tazesiyle yapıyorsa vardır bir bildiği diye aradım taradım bir kaç süpermarketi gezdim, buldum.

Fakirler bilmez, eti mühürlemek diye bir şey var.  Şu döküm tava ve tencereler moda olduğunda öğrendim ben de. Dexter'ın Debra'ya Hannah'ya falan yapıp, yediği et. Löp löp hani böyle. İşte o. İdil Tatari'nin yaptığı marinasyon ve mühürlemeyi adım adım yapınca, gerçekten de etin dışı çıtır, içi lokum gibi oldu. 

Dün akşam arkadaşım kahveye gelecekti. Ben yemek, tatlı, pasta vb yapmadığım için bana hep kahveye gelirler zaten. Olmadı, kola cips ile film izlemeye. Düşünün ki, sosyetiklik olsun diye şu nostaljik mısır patlatma makinesinden almıştım. Mısır patlatmaya bile isteğim yok. Öyle bir hayat işte. Yerinden bir türlü kalkmayan bir göt. Yürümeyi unutmuş ayaklar. E yata yata maaş alma mesleği beni hamlatmış olabilir. 

Arkadaşımı şaşırtıp, geldiğinde sofra kurdum. Gelmeden yemek yapacağımı söylemedim ki, yakarsam ya da kuru muru olursa hiç yemek konusunu açmayacağım. Kahveni şekerli alıyordun, değil mi? diyeceğim.

Misafirim sofra hazırladığımı görünce şaşırdı. Fırın aldığımı görünce bir kez daha şaşırıp, bir dahaki gelişinde fırınımı İzmir köfte yaparak hayırlayacağını söyleyerek, beni mest etti. 













Yorumlar

  1. Slm tugba. Afiyet olsun da... fırını görseydik...

    YanıtlaSil
  2. Zenginlik güzel şey, döküm tencere bile almışsın, ben 20 yıl önce zengin koca alınması gerektiğini bilmediğimden! Şimdi bu tencerelere, kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorum... :)))) İyi günlerde sağlıkla kullan inşaallah... Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Zenginlik güzel elbette ama şimdi süpermarketler sağ olsun, her şey, ucuza bulabiliyoruz. Ben bunu sanırım A101'den almıştım. ŞOK'a da Lava marka döküm tava gelmiş. Onu da alacağım.

      Sil

Yorum Gönder

Alkışlayan eller dert görmesin

Bu blogdaki popüler yayınlar

İrem Çağıl

Eli yüzü düzgün öğretmen kız takip altında