Kayıtlar

Ağustos, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Benim gibi malgöz olmayın

Resim
İkinci bir emre kadar eskiciliği bıraktım. Resimlerde gördüğünüz gibi, 3. gardrobum da malikaneme katıldı. Çünkü gardrop koleksiyonu yapıyorum. Yeni aldığım cüzdanın üstünde, ''Collect memories, not things'' yazıyor. Yani, ''Anı biriktir, eşya değil.'' Mutluluğun formülü de parayı yaşantılara yatırmak biliyorum. Biliyorum nesnenin verdiği mutluluk çok kısa süreli oluyor. Allah beni ıslah etsin. Hiç bir anım yok. 1 ay 28 gündür tatildeyim ve suyu leğende bile görmedim. Denizi menizi geçiniz. Tek bir faaliyet yaptım. Arkadaşımın ısrarıyla Mersin'e Ümit Besen konserine gittim. Onda da görgüsüzlüğümden topuklu ayakkabıyla gittiğim için, kısa sürede yorularak ve ayaklarımı mahvederek, erken çıkmak istedim. Arkadaşımın da gecesini mahvettim bencilliğimle. 

Sakın ola, benim gibi kimsesizseniz, başınızda bir erkek yoksa bu antika mantika ya da ikinci el işlerine merak sarmayın. Başınızı yakmayın. Arkadaşım Emsiz Enik'in annesi, bir antikacı öğrendiğini s…

Genelde Bu Saatte 5. Uykumda Olurum ve Ağlamam

Bağırsağımdan geçen karpuz çekirdeğine, gece uykuyu  nasılsa yarın iş yok diye ertelediğimde camdan karşı  apartmanları izlediğimden aklımın en dibinden geçen  magma çekirdeğine, işte bu beni çıldırtır diyebileceğim o  belki kulaklara aman sen de ne var bunda gelen incir  çekirdeğine kadar bilen birinin bana aşık olmasına ihtiyacım  var. En utanç verici anılarımı harmanlayıp, gülmeceye  dönüştürebilecek, bütün elalemci köşelerimi törpüleyecek,  benimle Ebru Polat taklidi yapabilecek birinin bana aşık  olmasına ihtiyacım var. Ama hangi şanslı bulmuş ki, her  şeyiyle kendisini tanıyıp da seveni? Kendimizi sevdirmek için  yatakta fahişe, ama penisi ilk kez gören bir fahişe nasıl  oluyorsa ondan, mutfakta aşçı, ama takdir edilmeyi  beklemeyen, sokakta hanımefendi, sevinince sıçraya sıçraya  yürümeyen, birden komikli şarkı söyleyip, basamakları ikişer  üçer atlamaya başlamayan olmaktan, biliyorum yorulduk.
''Beni sev sev de anlama
Dokun hisset ne olur sorgulama
Sakın beni yargılama
Yapma değiştirmey…

İsveççe bir kelime öğrendim

Resim
Smorgasbord , İsveççe'de açık büfe demekmiş. Sex and the  City'de Samantha kullandı bu kelimeyi. (2. sezon 7. bölüm)
''I don't understand why women are so obsessed about 
getting married. Married people just wanna be single again. 
If you're single, the world is your smorgasbord.''

(Kadınların evlenmeye neden bu kadar kafayı taktığını 

anlayamıyorum. Evli insanlar yeniden bekar olmak istiyorlar. 
Bekarsan, dünya senin açık büfendir.)

Taklitçi Geldi Haaaanııııımmm

Resim
Zenginler için temizlik vakti! Bilen bilir, bilmeyen de öğrensin! Bilinci yerinde olan her kadın gibi ayakkabı ve çanta severim. Kim sevmez ki? Paradan haber ver yeter ki! Annem sevmiyor. Cidden sevmiyor.  Ayakkabı ve çantalarımın hemen hepsini Aliexpress'ten alıyorum. Nadiren de Hotiç, Derimod gibi mağazaların outletlerinde çok büyük indirim olduğunda, oralardan da almışlığım var. Bir kaç ay öncesine kadar lüks markalar hakkında bilgim yoktu. Eli yüzü düzgün bir orta sınıf vatandaş olduğumdan, o alanlara ilgim de yoktu. Ta ki iki ay kadar önce kızlarla, Vakko'ya gidene dek. Ne hakla Vakko'ya gittim? Hiç utanmadım mı? Aynaya da mı bakmadım? Kapıda ''öğretmenler giremez'' yazmıyor muydu? Aman ne bileyim işte bir sosyal faaliyet olsun dedim, sıkılmıştım.  Bu Vakko adlı çok zeki mağazada iki çanta beğendim. Eve gelip araştırınca birinin Dolce&Gabbana, diğerininse Les Petit Jeours marka olduğunu öğrendim. Fiyatları da işte biri 5 bin küsür, diğeri de 3 bin küs…

The Walking Dead'e çalanlar

Resim
Bir salgın hastalık, kıyamet, doğal afet ya da bomba olayının 

ardından, dünyada (dünya da hep ABD'den ibarettir 

nedense bu dizilerde :D)  üç beş kişi kalmış ve medeniyeti 

yeniden inşa etmeye çalışıyorlar . Su yok, elektrik yok, 

Instagram bile yok düşünün.. O süreçte başlarından türlü 

olaylar geçiyor tabi. Ölenler oluyor, öldürülenler, yemek 

bulma mücadeleleri,terk edilmiş binalarda bulunan ilginç 

şeyler falan... 

Teması bu çerçevede oluşturulmuş dizilere bayılıyorum. Bu 

kategoride iki öneri aldım. Hemen başlayacağım.12 

Monkeys ve Revolution. 12'yi 

oniki diye okumayın haaa, twelve diye okuyun.





Mini dizi tavsiyesi : The Slap

Resim
İşte asalet!
İzlediğim dizi The Slap'te, 40 yaşında dört dörtlük mutlu bir  evliliği ve iki minnoş çocuğu olan Hector adlı bir adam,  karısının asistanından hoşlanıyor. Kız da 18 yaşında. Henüz  seks yapmadılar ama öpüşme, sarılma falan oldu.
Karısı Aisha, kocasıyla çocuklarıyla mutlu, çevresinde çok  sevilen, güleryüzlü saygıdeğer bir doktor.
Aisha'nın kankitoşu Anouk (Dünyanın en iyi oyuncularından  Uma Thurman), ihanete şahit oldu. Ve ne yapacağını  bilemiyor. Bu konuyu Aisha'ya anlatmalı mı? Anlatmamalı  mı? Sonuçta Aisha onun en yakın arkadaşı. Bu arada Anouk  hiç evlenmemiş, çocuk yapmamış 40 yaşında zengin, güçlü,  seksi bir kadın. Ne yapacağını bilemediği için psikiyatr olan  yaşlı tontiş annesine gidiyor ve durumu annesine anlatıyor.
Annesi, arkadaşını seviyorsa mutlu olmasını da önemsemesi  gerektiğini ve bu olayı hiç görmemiş gibi davranmasını  söylüyor. Aisha'ya kocan seni aldatıyor desen ne olacak?  Herkes daha mutsuz olacak diyor.
Anouk bunu kabul ediyor ama iç…

''HAYIR'' demeyi öğretiyorum, toplanın

Resim
Arkadaş, komşu, aile, öğrenci, akraba (Buna akbaba da diyebilirsiniz) ve iş arkadaşlarıma ''HAYIR'' diyebilmemle tanınırım. 

Beni henüz tanımayanlar, nasıl bu denli rahat ve net bir şekilde hayır dediğime anlam veremezler. Gözler fal taşı gibi açılır. İçten içe bir gıcık kapmalar yeşerir. Bayılıyorum o anki surat ifadelerini görmeye. Hatta sırf o surat ifadesini görmek için bazen sabırsızlandığımı söyleyebilirim. Geçen gün, bir imza atmak için okula çağrıldık. Müdür yardımcısı, şu süreçte bari cep telefonu kullansan olmaz mı? Numaranı sadece bize verirsin gibi şeyler söyledi. Bir kaç öğretmen arkadaş da oradaydı. Cevabım şu oldu:
''Hayır. Telefon kullanmamaya devam edeceğim. Resmi iletişim aracım e-postadır. Onun dışında gerçekten ihtiyaç duyarsanız annemi arayabilirsiniz. Numarası sizde var.''
Herkesin suratı kireç kesildi. Ayıp bir şey söylememiştim. Bir saygısızlık da yapmamıştım. Sorun bence bende değildi. Sadece hayır denmesine alışmamış olmak, onlar…

Ağlatır

Franz on iki yaşındayken babası tarafından terk edilen 

annesi birden tek başına kaldı. Oğlan ciddi bir şeylerin olup 

bittiğini seziyordu, ama annesi o bunalıma düşmesin diye 

üzücü olayı yumuşak, anlamsız sözlerle geçiştirdi. Babasının 

evi terk ettiği gün, Franz'la annesi birlikte kente indiler ve 

evden çıkarken Franz annesinin bir ayağına başka pabuç 

giymiş olduğunu fark etti. Ne yapacağını şaşırmıştı; yaptığı 

yanlışa dikkatini çekmek istiyor, ama bir yandan da annesini 

incitmekten korkuyordu. İşte bu yüzden, kentte birlikte 

yürüdükleri süre boyunca gözlerini annesinin ayaklarından 

ayıramadı. Acı çekmenin ne demek olduğunu ucundan 

kenarından ilk sezişi böyle oldu. 

Milan Kundera
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Hayatımı Özetleyen Karikatürler

Resim
Favori karikatüristlerim Umut Sarıkaya ve Cihan Ceylan. Onlardan değil ama bu defaki hayat özetlerim . İlk ikisi Cem Güventürk. Üçüncüsü Selçuk Erdem. 



Bir başımalarla dizi keyfi

Resim
Biri ABD, biri İngiliz dizisi olan The Night Of ve The Escape Artist'i izliyorum.




Bu kadar çok İngilizce dizi izlememin sebebini daha önce söylemiştim : İngilizceyi unutmamak

Size neyse..


İngilizce'de avukat anlamına gelen kelimelere bakalım:


lawyer: İngilizlerin de ABD'lilerin de kullandığı en genel  terim. Türkçesi, avukat. Kanun anlamına gelen LAW  kelimesinden türemiş. Dediğim gibi genel bir kavramdır ve  alanı ne olursa olsun tüm avukatlara lawyer denir.

attorney: Sadece ABD'lilerin kullandığı bir sözcük. Amerikan  filmlerinde hep bu sözcüğü tercih ediyorlar. Doğrusu  attorney-at-law'dır. Kısaca attorney diyorlar. Bu kelime,  kendisine birini savunması için yetki verilen kişi anlamında  kullanılır. Çünkü attorney, yetki kelimesinden gelir.


solicitor: Sadece İngilizlerin kullandığı bir sözcük. ABD'deki  attorney ile bu, aynı kişi.

barrister: Buradaki ''bar'' bizdeki ''baro'' sözcüğüyle aynı.  Barrister, İngiltere'de olur sadece. Ve avu…