Ex and The City



Sex and The City'nin koskoca 6 sezonu geride kaldı. Bitirmek üzereyim. Carrie'nin ağzının kenarında yiyecek artığı bırakıp erkeklere yalatarak seksi olduğunu sanmalarını, Charlotte'un aşka olan inancını hiç kaybetmeyişi ve Tuğçe Kazaz'ı kendine örnek almasını, Miranda'nın kendimi görür gibi olduğum o memnuniyetsiz, güvensiz, suratsız ve garantici hallerini, Samantha'nın dahiyane cümlelerini ve olaylara herkesten çok farklı bir açıyla bakmalarını, Smith'in yunan heykeli vücudunu, Russian'ın o sevimli Rus aksanlı ingilizcesini, mahalle baskısının Manhattan'da, Central Park'ta bile olduğunu, Mr. Big'in o bağlanmayı sevmeyen adamlara has karizmasını, Aiden'ın Carrie'ye çok aşık olduğu halde söz konusu para olunca insanoğlunun babasını bile tanımadığını bana hatırlatmasını, Stanford'ın çirkinliğin bedelini yalnızlıkla ödemesini, Harry'nin bana ikinci bahar diye bir şeyin gerçekten var olduğunu, birini sevmek içinden geliyorsa hiç bir şeyin bahane olamayacağını, bütün erkeklerin bencil, kaba ve anakuzusu olmadığını öğretmesini, ama en çok da birbirinden taban tabana zıt karakterli insanların, ama sen böylesin, sen şöylesin, ben böyle düşünüyorsam sen de böyle düşünmelisin demeden dost olabileceğini öğrendim.
Sex and The City filmlerinde görüşmek üzere..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İrem Çağıl

Eli yüzü düzgün öğretmen kız takip altında